DENEMELERİM

ÖZGÜRLÜK VADEDEN KÜÇÜK YÜREKLER

       Kızım, saçsız doğmuştu. Saçlı doğan bebeklere takılıyordu gözlerim. Olsundu; nasılsa aylar geçtikçe kızımın saçları çıkardı. Aylar geçti ve kızımın saçları çıkmaya başladı. Bir yıl, iki yıl derken kızımın saçları uzamaya bile başladı; ancak saç telleri büyük bir nazla uzuyordu. Sakin ve hiç acelesi yokmuşçasına.

       Kızım iki yaşına gelene kadar bazı insanlar “bunun saçları niye bu kadar az,” sorusunu defalarca sormuşlardı bile ve bir soru daha eklemişlerdi üstüne:

“Hiç saçını kestirmezdiniz mi siz bu çocuğun?”

 Kocaman bir hata işlemiş gibi “kestirmedik,” diyordum.

“Bak işte ondandır saçının bu kadar az uzaması.”

      Belki saçını kestirirsek gür saçlı olur ümidiyle iki yaşında kızımın saçını kestirmiştim. Eskisine göre azıcık fark ettiyse de çok da fazla bir şey değişmemişti. Ve tabi ki bu sefer başka insanlar:

  “Saçını kestirdin ya; o yüzden saçı gür değildir,” teşhisini koymuşlardı.

       Kızım anaokuluna başladığında bir sürü tokaları vardı. Toplanacak; hatta örülecek kadar saçları uzamıştı. İnce telli saçlarını çoğu zaman ikiye ayırmamı isterdi. İkiye ayırıp toplardım yavrumun saçlarını. Okul dönüşü tokalardan biri düşmüş, ya da gevşemiş olurdu.

       Yılsonunda anaokulundaki çocuklar bizler için bir gösteri hazırlamışlardı. Kızım halk oyunu gösterisine katılacaktı. Anaokulu hocası bir kâğıt dağıtmış ve gösteri günü çocukların ihtiyaç duydukları şeyleri kâğıda yazmıştı.  Kâğıtta  “kızların saçlarını toplamak yerine salık bırakmamız gerektiği,” yazılıydı.

      Gösteri günü hocanın sözünü dinlemeyip  -kızımın saçları derli toplu gözükmeli- diye düşünüp kızımın saçını toplamıştım.

   Gösterinin yapılacağı yere geldiğimde tüm anneler gibi ben de kızımı hocasına emanet edip koltuğuma oturdum ve gösterinin başlamasını bekledim.

     Kızımın sınıfı “yıldızlar sınıfı” idi ve sahneye ilk bu sınıf çıkacaktı. Sunucu kız  “sayın izleyiciler, şimdi yıldızlar sınıfı halk oyunu gösterisiyle karşınızda,” deyince gözümü sahneden ayırmadım. Yıldızlar sınıfı kızları ve erkekleri sahneye dizilmeye başlamıştı. Benim kızım,  işte orda, ayakta duruyor ve müziğin başlamasını bekliyordu.

      Nihayet müzikle birlikte çocukların oyunu başladığında gözümü diğer kızlara çevirdim. Kızların hepsinin saçları salıktı. Bir tek benim kızımın saçları bağlıydı. “Tüh,” dedim. “Keşke ben de kızımın saçlarını salık bıraksaydım…”

     Düşüncemde yanılmıştım. Kimse kızının saçını toplamamıştı. Zaten kız çocukları  bir yıl boyunca her çeşit tokadan, süsten püsten bunalmış olmalıydı. Şimdiyse gösterilerini yaparlarken saçlarını bir o yana bir bu yana sallamanın zevkine erişmişlerdi.

    Bir yıl sonra kızım ilkokula başladı. Saçları giderek uzuyordu. Saçlarını toplatmak şöyle dursun, taratmak bile istemiyordu.

     Kızım şimdilerde ikinci sınıf öğrencisi. Okulun haftada iki günlük olduğu dönemde -uslanmayıp- kızıma başka kızları örnek verdiğimi hatırlıyorum:

“Şu arkadaşın var ya kızım. Saçına ne de güzel taçlar takıyor.”

 “Hani şu sınıfta en çok sevdiğin arkadaşın var ya. Saçlarını ne de güzel bağlamış değil mi?”

Kızım ne demek istediğimi anladığından bana şu cevabı veriyor:

“Hayır anne. Ben saçıma hiçbir şey takmak istemiyorum.”

     Hatamı anlayıp kızıma yaptırımda bulunmaktan vaz geçiyor. Kızım saçlarını salmış etrafta gezinirken gözlerimin önünde gösteri yapan  bir çocuğu andırıyor. Keyif almaya başlıyorum onun bu halini izlemekten.

     Hani derler ya: “Falanca kızına ne güzel elbiseler giydirmiş. Saçlarına ne kadar değişik şekiller vermiş.”

      Sanırım bu insanlar aynı sözleri benim için diyemeyecekler. Bu sözlerin yerine belki de benim kızımı biraz dağınık bıraktığımdan falan söz edecekler. Canları sağ olsun.

    Gün gelip de kimin ne dediğini duymayacak kadar sağır kalmayı başarabilirsem, işte o gün, egomu yendiğimi düşünüp kendi kendimle gurur duyacağım.

   O gün gelmeden de kendisiyle gurur duymak istediğim birileri var zaten. Kimler mi? Dünyadaki tüm çocuklar. Kimin ne dediğine aldırış etmeden yaşayabilen ve çocukluktan çıkana kadar özgürlükleri için savaşan varlıklar onlar.

   Onlar özgür kalmak için büyüklerle bu kadar savaşırken bence teslim olup tüm zindanların anahtarlarını çocukların ellerine verelim. Tüm hapsedilmiş duyguları salmayı  başarabilecek yegane zatlar çünkü onlar.

   Bizi “kim ne der hapishanesinden” kurtarıp, özgür bırakacak ve bir daha da mahkum olmamıza izin vermeyecek en masum varlıklar çocuklar.

   İçimizin karanlık dehlizlerini aydınlatacak, benliğimizin derin girdaplarında boğulmaktan bizi kurtaracak tüm kanunlar onların yüreğinde saklı. İçinde bir tek leke bulunmayan ve sonsuz özgürlük vadeden küçük yüreklerinde.

Please follow and like us:

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir