O gün, huzurla gözlerimi yeni güne aralıyorum. Günlerden hangisi bilemesem de bugünün adı sanki neşe… “Günaydıınnn…Ne güzel bir gün değil mi,” diyerek geziniyorum evin içinde. Benim bu neşeli halimi gören kızım daha bir rahat uyanıyor sanki yeni güne. Oğlum sakince gözlerini gezdiriyor yedi ay önce geldiği bu eve… Eşim, evin içinde esen ve adı “neşe” olan bu tatlı havanın etkisiyle tebessüm ederek açıyor camları, aynı hava dışarıda da essin diye…
O günkü neşeli halimden telefonda bana ne kadar yorgun düştüğünü anlatan annem de etkileniyor. “Ya Allah,” diyerek başlarken evin ilk işlerine üzerindeki yorgunluğu atıveriyor. Oğlumu bebek arabasına koyup markete giderken, neşeli halim “selam ün aleyküm” e dönüşüp tanımadığım bir teyzenin kalbinde yeniden çiçekler açtırıyor. Ailecek gittiğimiz ziyaretlerde alınganlık yerine sempatiklik gömleğini giyiverince, ziyaretler bayram günlerinin kokusunu getiriyor yüreğimde zıplayıp duran çocuğun burnuna.
Kızım, dememe gerek kalmadan yapıyor o gün, yapması gereken her neyse… Oğlum, sanki daha kolay doyuyor. Hem daha az endişe ediyor benim başka bir odaya gitmeme. Eşim, onca koşturmasının ortasında söylenmek yerine şarkılar mırıldanan bir kadın gördüğü için daha az telaşa giriyor sanki bu gün. Dünyanın yükünü değil de keyfini taşıyorum dercesine konuşuyor öğrencileriyle telefonda, verdiği derslerde…
Ve ben, daha sakin daha neşeli bir Esra’yı bulunca, sık sık aynanın karşısında seyrediyorum kendimi. Gördüğüm bu sevimli yüzün hiç kaybolmaması için çokça dua ediyorum Rabbime… Duanın ardından “Allah’ım, sahi bu gün her şey gözüme niye bu kadar güzel gözüküyor,” diye bir soru soruveriyorum…
Ve o anda bilinmeyen bir alemden, duyduğum ve duyacağım en güzel bir sesin, o muhteşem cevabıyla ürperiyor ruhum:
“Esracığım! SEN BÖYLE OLDUĞUN İÇİN HERŞEY BÖYLE…” Vesselam…