Emir, hayal dünyasında yaşayan genç bir adamdır. İşyerinde düzenlenen toplantılarda bile resimler çizer. Kendi çizdiği ejderhaların gerçek olduğunu düşleyip masallar kurgular. Bu durum haliyle patronun dikkatini çeker. “Hayallerinin peşinden gitmesini” tavsiye ederek Emir’i işten kovar.
Emir, işyerinden evine giderken yağmurda ıslanmış bir “Keloğlan” kitabı bulur. Kitabı yerden alıp evine götürür. Kitabın başlığından esinlenen Emir, Keloğlan’ın masalını anlatmaya başlar.
Masa başında masalını yazarken uyuyakalan Emir, uyanınca bir de ne görsün? Akşam yazdığı masal gerçek olmaya başlamıştır. Keloğlan, yanı başındadır. Eşeği “Kadife” bahçede saman beklemektedir.
Emir, yaşadıklarına anlam vermek için bahçede gezinirken bizim Keloğlan televizyondaki genç kızı izlemeye dalmıştır.
Ormanda yaşayan Cankız, insanlara yardım çağrısında bulunmaktadır. Neden mi? Çünkü ormanda yaşayan tilki, samur, tavşan, rakum ne varsa derilerinden kürk elde etme pahasına acımasızca öldürülüyordur.
Cankız’ın yardım çağrısını dinleyen Keloğlan, Emir’in dün gece masalında yazdığı gibi Cankız’a çoktan aşık olmuştur ve ormana Emir ağabeyiyle birlikte, hayvanları kurtarmaya ve sırma saçlı Cankız’ını görmeye gitmek istemektedir.
Böylece Emir ağabey ve bizim kel başı aynadan da parlak Keloğlan, kendilerini heyecanlı ve sınırları olmayan bir masalın içinde bulurlar…
Sevgili dostlar! Yılın bu ilk gününde anlatacağım onca şey dururken neden bu filmi seçtim dersiniz? Filmin adında “yeni bir masal” saklı olması yüzünden olabilir mi?
Hani diyorum ki Emir ağabeyin yazdıklarının teker teker gerçek olması gibi, masalların sınır tanımaması gibi, bütün bir yıl boyunca uzatsak ellerimizi semaya ve gerçekleşir ümidiyle istesek Rabbimizden doya doya…
Emir ağabey’in saf bir kalple yazdığı masal gibi biz de farkında olmadan yepyeni bir masalın içinde buluruz kendimizi ettiğimiz duaların neticesinde belki de kimbilir?
