“Matematik sorularında yanlışlarım çıkıyor.” dedi.
“O zaman her dışarı çıktığında bir kâğıda yanlış çözdüğün soruyu yaz. Parkta çözelim,” dedim.
Şaşırdı…
Benden bu cevabı beklemiyordu…
Zira, yıllardır oğlumu oynatma bahanesiyle çıktığım parkta Onunla öylesine şeylerden konuşuyorduk…
Sevdiği hayvanlardan…
Annesiyle gideceği sinemadan…
Babasıyla balık tutmasından…
Okulunda arkadaşlarıyla gideceği lunaparkın kendisini ne kadar heyecanlandırdığından…
Sanırım ders dışında her şeyden…
O anlatırdı; bense merakla dinlerdim… Hepsi bu…
Benimle ilgili tek bildiği, çocuklarla vakit geçirmeyi ne kadar sevdiğimdi…
Oysa, şimdi ilk defa “sorunu getir; çözelim,” demiştim…
Benden bir açıklama yapmamı bekler gibi gülünce:
“BEN, MATEMATİK ÖĞRETMENİYİM,” dedim…
Yanındaki kız:
“Ben, seni Kuran Öğretmeni zannetmiştim,” dedi.
İkisi de hayret içindeydi…
“Senin de çözemediğin sorun varsa sen de getirebilirsin,” dedim.
Birlikte sevindiler…
Zamanlarını, heyecanlarını paylaştıkları bu parkta sevinçlerini de paylaştılar…
Yarın ve sonraki günler, ceplerinde soru kağıtları bu çocukları parkta bekliyor olacağım…
Tıpkı yıllardır, ders vermek için şu anki üniversite öğrencilerimi beklediğim gibi…
Bu dersim bitince, “Allah’ım ne olur karşıma yeni öğrenciler çıkart” diye yalvardığım gibi…
Neden mi?
Çünkü, ben öğretmenim…
Bilmeyene, bildiğini öğretmek en büyük sevdam benim…
